İCLAL AYDIN

Tarih: 2014-05-24 Saat: 13:44 Okunma: 5497

İzmirli arkadaşım dedi ki; “Sen inşaat sektörünü bir rahat bırak, şehrin de kışa hazırlanması gerek. Gel ben seni Çeşme’ye götüreyim Orada rahat edersin birkaç gün. Sessiz sedasız çalışırsın.”

E, iyi fikir!

Atladık gittik. Bir baktım Alaçatı’da kalacağımız otel geçen sefer kaldığım Cadde 75’in kapı komşusu. Orada çok keyifli günler geçirmiştim. Bu yıl Alesta Otel’den içeri girdiğimde yine genç, yine çok güler yüzlü bir otel sahibi ile karşılaştım. Emel Hanım bizi uzaktan gelen kuzenleri gibi karşıladı, kardeşleri gibi ağırladı. Bayılıyorum bu Alaçatı’nın çalışkan, güler yüzlü otel sahiplerine. Bu gidişle ben de yan taraftan bir arsa alıp bu mahalleye yerleşeceğim. 75’in sahibi Okşan Hanım, Alesta’nın sahibi Emel Hanım, bir de Ben, Alaçatı koruma derneğinin başına geçeriz artık.

***

Bu yıl Çeşme’nin en şık, en büyük yeniliği 7800 olmuş. Gökhan Çarmıklı ve Siren Ertan çiftinin her bir köşesi, her bir detayı için özene bezene uğraştıkları otelde gittiğimiz ilk akşam Ahu Aysal, Selma Türkeş, Ahu Tuğbay ve Besim Bey ile Gökhan Çarmıklı’nın da eşlik ettiği şahane bir akşam yemeği yedik. Siren yetiştirmesi gereken işleri yüzünden İstanbul’daki atölyesinin başındaydı. (İşte ben bu yüzden Siren Ertan’ı çok seviyorum. Çalışkanlığı, insanın üretme gücüne inancı ve sabrı, kendini sürekli ve sürekli yenileme çabası, insanı hayran bırakan zevki onu ayrıcalıklı kılıyor. Yaşama bağlılığı ise bence herkesin örnek alması gereken bir haslet.) O gecenin unutulmaz hadisesi, Ahu Aysal’ın “Çocuğum bir makas verin bana” deyip, üzerimdeki uzun kaftanımsı balon tuniği kesip avuç içi kadar bir bluza çevirmesiydi. “Küçücük olmuşsun, ne bu ayol, üstündeki çadır gibi kapatıyor seni, görünmüyorsun” diyerek yarattığı “tasarım bluzum” o gece Babylon’da katıldığımız partide büyük sükse yaptı!!

***

Ben size bu satırları Batum’dan yazıyorum. Onu da ayrıca anlatacağım ama Çeşme’yi birkaç not ile bitirmek istiyorum.

* 7800’ün denizini, etli salatasını, köfteli dürümünü (müthiş bir şefleri var), binanın iç dış dekorasyonunu incelemeyi, sahilde ve akşam yemeğinde çalan Kübalı grubu dinlemeyi yolunuz oralara düşerse ve “olanağınız” varsa ihmal etmeyin.

* Çeşme ve Alaçatı “HAKİKATEN ÇOK PAHALI.” Girdiniz, çıktınız, yattınız, kalktınız, ama nefes aldınız diyerek her hareketinizden para talep edenlere uygun bulduğunuz cezayı vermeden gelmeyiniz.

* Tempo Dergisi’nin partisi çok eğlenceliydi. Derginin yayın yönetmeni Çınar Oskay ve arkadaşları harika ev sahipliği yaptılar. Ama anlatmadan geçemem: Bir gece önce basının çeşitli noktalarında çalışan bir grup, Otto’ya gidelim dedik. Çınar kibar kibar bu büyük kalabalıkta hangimizin kim olduğunu ve çalıştığımız basın kuruluşlarını sayarken kapıdaki kişi Hürriyet yazarı Onur Baştürk’ü gördü ve “Vay, Onur Bey, sen ha, bunlar senin misafirin mi? Geç kardeşim geç! Kusura bakmayın beklettik” diyerek coşkular üstü bir coşkuyla bizi buyur etti. Ne yayın yönetmenliği, ne grup başkanlığı, ne direktörlük... Onur Bey’in arkadaşı mısın sen onu söyle!!

* Ertesi gün sahilde kahkahalar atarak okuduğum yazıyı herkes merak edince yüksek sesle paylaşıma girdim. Yiğit Karaahmet’in “çarşaflı araştırmacı gazetecilik” yazısı Çeşme’nin tüm partiler dahil en çok eğlendiğimiz dakikaların sebebi oldu. Şahaneydi, şahaneydi!

*Peki dosyalarımı, prova baskılarımı, bilgisayarımı toplayıp oralara gittim de oturup çalıştım mı? Hayır... Dönmeden bir gün önce gece yasemin kokusu altında dört saat geçirdim. Sınav kapısında çalışan öğrenci gibiydim ama on beş günlük kapanmaya eş değerdi. Eğlenebilmek, gülebilmek gibi hayat ve güç depolatan başka şey yok sanırım...

Kaynak; KadınPortal.net

Burak Güler Bu tarihten üye May, 2014
Doğrulamalar