Alaçatı'da Hayat

Tarih: 2014-05-11 Saat: 19:31 Okunma: 5636

Koruma altındaki sakız ağaçları ve taş evleriyle ünlü Alaçatı’nın arka sokaklarında, keşfedilmeyi bekleyen birçok hazine var.

 

Alaçatı

Mevsimin yaza dönmesiyle tatilciler rotalarını, Ege ve Akdeniz kıyılarına çevirdiler. Taş evleriyle ünlü Alaçatı da, bu kalabalık turist kafilesinden nasibini alıyor elbette. Kış boyunca sessizleşen Hacı Memiş Mahallesi’nin dar sokaklarında artık adım atacak yer yok. Sabah deniz ve güneşin keyfini çıkartanlar, akşam ise restoranları dolduruyorlar. Ancak, Alaçatı’yı yaşayabilmek ve lavanta kokulu sokaklarının tarihini öğrenebilmek için bunlardan fazlasını görmek lazım.

Alaçatı

“Tarihle iç içe yaşamanın keyfini çıkartmak, taş evlerle selamlaşmak, temiz havayı solumak, sörf yapmayı öğrenmek ve geçmişle şimdiki zaman arasında olmaktır Alaçatı’da yaşamak…” diyor Zeynep Öziş. Alaçatı’yı anlayabilmek için onun bu sözlerine kulak vermek gerekiyor. Öziş, 15 yıldır Alaçatı’da yaşıyor ve yörenin ilk oteli olan Taş Otel’i işletiyor. Aynı zamanda ‘Alaçatı’da Yaşamak’ isimli kitabın da yazarı. Biz de Alaçatı’yı anlatırken onun deneyimlerinden ve kitabından yararlanmayı ihmal etmiyoruz.
“Alaçatı’nın geçmişine bakarsanız, buranın küçük bir köy olduğunu görebilirsiniz. Alaçatılılar, 20 öncesine kadar tütüncülükle geçiniyormuş. Eskiden tütün tarlaları olarak kullanılan alanlarda, artık bağcılık ve şarapçılık yapılıyor. Lavanta tarlaları ve arıcılık yapanlar da var. Ancak, turizmden para kazananlar çoğunlukta. Denizden yaklaşık üç kilometre içeride bulunan Alaçatı, aynı zamanda sörfçülerin de vazgeçilmez mekanları arasında. Çünkü Alaçatı, dünyanın rüzgar sörfü açısından en önemli yerlerinden biri olarak kabul ediliyor,” diyor Öziş ve ekliyor; “Alaçatı’da hayat 150 yıl önce kuruldu. Ama yenilenmeye devam ediyor. 1914 Balkan Göçü, 1924 mubadele ve ardından da yenileri geldi. Ama bu seferki yeni farklıydı. Sanki çoktan unutulmuş, uyuyan bir hazinenin keşfedilmesi gibi. Evet, Alaçatı hep vardı ve hep oradaydı. Ama kimse farkına varmıyordu. Ancak bu bekleyiş sonunda bitti ve usta ellerde yeniden şekillenen Alaçatı, muhteşem bir kasaba haline geldi… Alaçatı’da çalışmak; tükettiğini üretmek, yaşamın keyifli tarafını görmek ve dolu dolu yaşamak demek.”

Alaçatı

Tarihi 1850 yılına kadar uzanan Alaçatı, uykusundan 1990’larda uyanmaya başlamış. Çünkü rüzgar sörfü tutkunları Alaçatı limanını keşfetmişler. Bu keşifle birlikte, 100 yıldır uyuklayan taş evlerde hızlı bir restorasyon hareketi başlamış. Yılın en az 330 günü esen rüzgar ve dalgasız deniz, sörfe yeni başlayanlar için ideal olduğundan kısa zamanda Alaçatı bir sörf merkezi haline gelmiş. Venedik evlerini andıran Port Alaçatı, hem bu bölgenin popülaritesini arttırmak hem de sörfçülerin sahile yakın kesimde konaklayabilmesi amacıyla inşa edilmiş. Port Alaçatı’nın yanına yapılan yat limanı ise her ne kadar sörf tutkunlarınca rüzgarı engellediği gerekçesiyle pek sevilmese de, liman ve çevresindeki restoranlar, sahil kesimine yapılan diğer büyük yatırımlar.

Alaçatı

Alaçatı’nın sahip olduğu en önemli ekonomik değer, bilinçli kullanıcılar sayesinde korunan mevcut mimari doku. Bin haneli köyün merkezinde bugün 300’den fazla eski taş ev onarılmış. Dar sokakların ve arnavut kaldırımı taşların sevimli konukları gibi birbirine yapışık olan bu evler, kalın duvarlar, zarif süsler ve cumbalarıyla dikkat çekiyor. Pencereler de ise fesleğen, karanfil ve sardunyalar… Özellikle haftasonlarında kurulan Antika Pazarı, turistlerin oldukça ilgisini çekiyor. Cami avlusuna kurulan bu pazar, yaklaşık on yıldır aralıksız açılıyor. Daha önceleri yöreye özgü otların, sebze ve meyvelerin satıldığı pazara ev sahipliği yapan avluda şimdi; mobilyadan takıya, kıyafetten ev eşyasına kadar her türlü antikaya rastlamak mümkün. Özellikle çeyiz sandıklarından çıkan işlemeli örtüler ve antika takılar, büyük ilgi görüyor.

Alaçatı

Pazardaki tezgah sahipleriyle sohbet etmeye başladığınızda neredeyse tamamının, İstanbul ve İzmir gibi büyük şehirlerden gelip buraya yerleşenlerden oluştuğunu görüyoruz. Pazardan ayrılmadan önce cami avlusunda bulunan kırk yıllık Can Pastanesi’nin günlük meyve ve sütten yapılan limonlu dondurmasını da tatmak lazım. Caminin hemen üst sokağında ise Kemalpaşa Caddesi bulunuyor. Bu caddede de, mezelerine hayran kalacağınız balık restoranları var. Maviye boyanmış balıkçı köylerine özgü tahta masa ve sandalyeler, kenarları yöreye özgü işleme ve dantellerle bezeli beyaz masa örtüleri, renkli kapı ve pencere çerçeveleri, sarmaşıklarla sarmalanmış mekanlar neredeyse bir kartpostal güzelliğinde karşınızda duruyor.

Alaçatı

Alaçatı’da kışın yaklaşık 10 bin civarında insan yaşarken nüfus yazın 70 bine çıkabiliyor. Kentsel SİT alanı ilan edilen beldenin yapısı da bu sayede korunuyor. Yerel halk bu konuda oldukça bilinçli ve SİT alanı ilan edilmesinden çok memnunlar. Restore edilip kafe, restoran ya da otel haline getirilen mekanların çoğu bu yöreye özgü beyaz taştan yapılmış. Restorasyon çalışmalarında da bu dokunun bozulmamasına özen gösterilmiş.

Burak Güler Bu tarihten üye May, 2014
Doğrulamalar